15 Eylül 2011 Perşembe

4 Eylül 2011 Pazar

Geliş - Gidiş

İnsan biryeri hem sevip hemde aynı gün içine nefret edebilir mi?
Bana İstanbul'a geldiğim her zaman oluyor :(
Bu salak otogardan şu anda nefret ediyorum.
Bu bankta oturup otobüsün saatinin gelmesini beklemekten, geri dönüyor olmaktan ve yeniden özlem sürecinin başlamasından nefret ediyorum.
Lanet olası mesafelerden nefret ediyorum.
Olmak istediğim insan olamamaktan nefret ediyorum.
Bazen seni sevdiğim için bile kendimden nefret ediyorum... ama yüzünü görünce tûm nefretler bitiyor. Bazen senden de nefret ediyorum. Sen giderken, ben giderken...
Gitmeler gelmeler birgün bitermi bilmiyorum lakin bu lanet otogarı her geldiğim gün çok sevicem, her döndüğüm gün de nefret edicen.
.
.
.
Seni hep sevicem. Sen olsan da, olmasanda.

23 Ağustos 2011 Salı

If I

Eğer burada uzansam,
Burada sadece uzanıp kalsam,
Benimle uzanır mısın?
Sadece dünyayı siktiretmek için...

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Kapak Olsun.

Yalnız insana her zaman üzülmüşümdür. Ta ki bu seneye kadar. Anladım ki bir insan yalnız ise o yalnızlığı hak edecek birşeyler yapmıştır.

Sen de yaptın. Sen de hak ettin. İnsanlara iyiyi oynayıp arkalarından çevirmediğin dolap kalmadı. Yıllanmış, yıkılmaya yüz tutmuş, paslı lunaparklarda bile sendekinden daha az fırdöndü var.

İnsanlar seni böyle kabul etmiş olabilirler. Ben etmiyorum. Sezar Brütüs'ü affeder miydi. Yada Mevlana, Can'ı, cananı, Şems'i öldürenlerin kendi evinde barındığını bilseydi "Gel ne olursan ol yine gel" der miydi.

Git bence... Ne kadar uzaksan benden, bizden o kadar huzurluyuz.

Kapak olsun...

Kaptanın seyir defterine ek: 2 Temmuz 2011 Cumartesi / Bungalow Koyu Akçakese - Ağva

21 Kasım 2010 Pazar

...

Sen hiç aşık oldun mu ?
Öyle üç harfli, alelade, değeri düşürülmüş bir kelimeden bahsetmiyorum.
SEN HİÇ AŞIK OLDUN MU ?
Senin canından can kopardılar mı?
Hayatına hiç eksik biri olarak devam etmeye çalıştın mı?
Amacın olmadan işe gidip geldin mi?
Anlık şeylerden zevk almak için kendini zorladın mı hiç?
Yada hayattan zevk alıyormuş gibi numara yaparak yaşamaya çalıştın mı?
Hayatın zaten yalanken, ikinci bir yalanı oynamaya çalıştın mı ?
Seyirciler sana hiç çürük domates attılar mı?
Sen o gülen maskenin altında sarsılmamaya çalışarak hüngür hüngür ağladın mı?
21.11.2010 / 04:13

8 Ekim 2010 Cuma

Fotoğrafın düşündürdükleri.

İki gün önce masamın üzerinde duran fotoğrafa gözüm takıldı. İki sene önce çekilmiş.
Kim çekmiş?
O çekmiş...İki sene önce çekmiş.
O kadar olmuş mu ya... Olmuştur elbet neler neler yaşandı farkına varmıyor insan.
Mutluydum o fotoğrafta. Bir yere gidiyorduk... ama nereye... Mutluydum ye, nereye gittiğimizin ne önemi var.
Sarı gömlek var üzerimde, fotoğrafı çekene gülüyorum. Beklemiyorum çünkü o anda fotoğrafımın çekimlesini. Beni çekmesini beklemiyorum habersizce. Çünkü ben çekerdim onu hep habersizce... Başka birşey ile ilgilenirken, bana bakmazken, en doğal hali ile.
Benim onu gördüğüm gibi görebildi mi vizörden o da beni? Sanmıyorum.
Zamanın tek tanığı fotoğraflar kalıyor eninde sonunda. Onun gözünden çekilmiş bir fotoğraf. Bir tek o duruyor. Ona gülümsemem duruyor....



SADECE VAZGEÇMEYİ BİLDİM

Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim,
...Ya da asla birini severken karşılığını beklemedim.
Dostluğuma değer biçmedim,sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim.
Sevdiysem sonuna kadar gittim, bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim.
Bazen çok kırıldım, bazen belki de kırdım.
Ama hata insana mahsustur dedim.
Affettim, af diledim.
Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yinede affettim.
Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.
Belki de içten içe sinsice güldüler.
Ama asıl unuttukları şuydu;
Ben aldanmadım..!
Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar.
Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için,
Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için.
Oysa ben hiç insan kaybetmedim.
Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar


Can YÜCEL

Kaptanın seyir defterine ek: Ben adam olmam... Yada çoktan oldum ama farkında değilim.

5 Ekim 2010 Salı

Sabah Siniri...

Sabahları uyanmak kendimi bildim bileli hep sorun olmuştur benim için. Kim sıcacık yatağını sabahın altısında terk etmek ister ki zaten. Eskiden durumum daha vahimdi. Şimdi en azından yataktan kalktıktan 5 dakika sonra uyanabiliyorum.

Uyanma şeklim de gün içindeki psikolojimin devamlılığı niteliğinde oluyor.

Üniversitedeyken sınıf arkadaşım Bülent 5 dakikalık yürüme mesafesindeki okul için 2 saat önceden odama gelir, söve söve beni uyandırmaya çalılırdı. Bütün gün asık suratla gezerdim ki zaten benim afyon da ilk dersin ortalarında patlardı.

Neyse efenim konuyu şuraya getirmeye çalışıyorum. Bikaç ay önce cep telefonumdaki alarmın melodisini daha yüksek sesli olan bir zil sesi ile değiştirmek gibi bir hata yaptım. "Bozuk Nokia" adı verilen ses benim her sabah telefon ile kavga etmeme sebep oluyor. O kadar gürültülü ve sinir bozucu şey ki, kedim "Oğluş" bile çaldığı zaman yataktan kaçıyor. Eskiden alarm çalınca oyun saati geldi zannederek bana saldırırdı, şimdi banyonun en uzak köşesine çalıyor. Herşeye rağmen işini iyi yaptığı için hala kullanıyorum. Yataktan fırlatma ve geçici sinir harbi gibi yan etkileri olsa da en azından işime artık bir saat erken gelebiliyorum.

Buraya ekleyecetim ancak blogspot malesef ki mp3 kabul etmiyor. Gün içerisinde linkleyebileceğim bir yer bulabilirsem aşşağıya eklerim.

Kaptanın seyir defterine ek: İlk blu-ray filmlerim: The Mummy ve Superbad.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Fincanımdaki yaşam formu ve God of War 3

6 günlük tatilin ardından sabah işyerime vardığımda beni ilk karşılayan canlı, geçen hafta masamın üzerinde kullanılmış prezervatif gibi bıraktığım fincanımın içinde gelişen çok hücreli yaşam formu oldu. Sanırım bir hafta daha izinli olsaydım konuşmayı da öğrenirdi. Çok şirindi ama Darvin'i haklı çıkartmamak için şehir kanalizasyonunu boyladı.

Uzun zamandır oyun bağımlılığım başgöstermemişti. Sanırım en büyük sebebi Crysis'i bile zorla çalıştıran PC'de oyun oynamaktan haz duymuyor olmam. Genelde kurduğum oyunlar hard disc'de 3 yada 4 gün kaldıktan sonra, menüsü incelenmiş ve iki bölüm bitirilmiş şekilde hunharca uninstal edilir. Bir zamanlar sahip olduğum, arkasına uzay gemisi gibi bir aparat takarak VCD de izlemeye çalıştığım PSone'ımdan beri keyifle oyun oynamamıştım diyebilirim. Tatilim sırasında kazara sahip olduğum PS3 beni o günlere tekrara götürdü. Şu an ekrana bakarken bile kafamın biryerlerinde God of War 3 oynuyor olmamın sebebini sanırım şöyle özetleyebilirim. Ben konsol bağımlısı oldum... :(

İlk hedefim Little Big Planet...


Kaptanın seyir defterine ek:
▲ ■ ● ×

16 Mayıs 2010 Pazar

Ondandır.

Gözümde yaşlar hep sen diye akacak duruyorsa.
Seni düşünürken içim mum gibi eriyip sönüyorsa.
Hasta mısın, sağ mısın aklımdan bir an gitmiyorsa.
Ben seni sendim ya, ondandır...

Yanlızlığın gölgesi geceleri üstüme düşerken,
Isınmak için hala ayaklarını arıyor; bulamıyorsam.
Boş evin içinde bazen hayalin ile konuşuyorsam.
Sen beni sevmedin ya, ondandır...

Gökmen deyip, gök gibi sonsuz sevdiysem.
Güney'den başka yön bilmeyip yolumu şaştıysam.
Sevgimi alemin diline tekerleme ettiysen.
Beni kandırdın ya, ondandır.